Hz. Eyyüb’ün (as) Sırlı Duası ve Meşhur Kıssası

04.10.2022
964
Hz. Eyyüb’ün (as) Sırlı Duası ve Meşhur Kıssası

Bugün sizler için Hz. Eyyüb’ün (as) Sırlı Duası ve Meşhur Kıssası hakkında kapsamlı bir içerik hazırladık.

Hz. Eyyüb’ün Kıssasının Başlangıcı

Eyüp hazretleri, Hz. Yakup’un (as) kardeşi olan Iys’ın soyundandır. Şam bölgesinde yaşamıştır. Kendisine inanan insan sayısı azdır. Hz. İshak (as) dedesidir.

Ve onun bereketi ve duâsıyla Allah Teâlâ Hz. Eyyüb’e bolca evlad, mal ve mülk vermiştir.

Emrindeki hizmetçileri, hayvanları ve tarlaları çok fazladır. Durumu olmayan fakirlere, yoksul olanlara çokça yardım eder, sofrasında bir fakir bulunduruncaya kadar yemek yemezdi. Allah’ın kendisine verdiği nimetleri, misafirlerine ikram etmeyi çok severdi.

HZ. EYÜP’ÜN (AS) SABRI İLE İLGİLİ OLAN AYET

  • (Sâd/44)
  • (Nisâ/163)
  • (Ses/84)

HZ. EYÜP (A.S) VE ŞEYTAN ARASINDA GEÇEN KONUŞMA

Hz. Eyyüb’ün (as) sahip olduğu evladları ve mal, mülk zenginliği imtihan olarak bir bir elinden gitmiştir. Daha sonra ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Ama Hz. Eyyüb’ün (as) Allah’a olan bağlılığı sonucunda evladlarına, mallarına ve bedenine gelen bu sıkıntılara karşı yüce bir sabır gösterip, Allah’ın rızasını kazanmıştır.

O’nun bu üstün sabrı tarihe bir ibret örneği olarak geçmiştir.

Hz. Eyyüb’ün (as) başına gelen her türlü sıkıntılara Şeytan sebep olmuştur. O’ndaki bu sabrı kaldıramayan iblis, insan kılığında halk arasında:

“Bu kadar zenginlik içindeyken kulluk kolay, Eyyüb’ü bir de zorluk, darlık içinde görmeli “ gibi sözlerle onun itibarını zedelemeye çalışıyordu.

Daha sonra Allah, Eyyüp’e (as) çeşitli sıkıntılar verdi.

Allah, O’nu imtihan etmek istedi.

İlk olarak mallarını aldı, bir selle hayvanları, bir rüzgarla ekinleri aldı. Şeytan bir çoban kılığına girip hemen O’nun yanına koştu.

Ağlayarak olanları anlattı.

“-Ey Eyyüb dedi. Allah Teâlâ senin tüm mallarını telef etti dedi.”

Hz. Eyyüb (as) ise, bunca olanların karşısında soğukkanlı kalıp Rabbine şükür etti ve çoban kılığına giren şeytana:

“- Malı da, mülkü de bana veren Allah’tır. Şimdi ise verdiği gibi aldı. Tek sahip O’dur. İster verir, ister alır.” dedi

Hz. Eyyüb’ün (as) bu sözleri karşısında şeytan perişan olmuştu.

Daha sonradan Hz. Eyyüb’ün (as)

çocukları ders okurken bir zelzele ile vefat etti. Şeytan yine onun yanına geldi ve gözünden yaşlarla ağlayarak:

“- Ey Eyyüb, Allah Teâlâ bir deprem (zelzele) ile evlatlarını elinden aldı sen hala duruyor musun?” dedi

Şeytan yaşanan olayı o kadar acıklı aktardı ki, kalbindeki merhamet ağır gelip gözlerinden yaş süzüldü. Ama yine sabırlı olup Allah’ın rızasını kazandı.

Yine istediğine ulaşamayan şeytan, öfkeden kudurdu. Ve Hz. Eyyüb ona:

“- Ey iblis, sen beni Rabbime karşı isyan ettirmek istiyorsun.

Bil ki evladlarım bir emanetti. Ve sahibi aldı. Veren de o, alan da o. Neden incinip, isyan edeyim. Ben her halde Rabbime hamd eden bir kulum.” demiştir

Risale-i Nur İkinci Lem’a da Hz Eyyüb’ün (as) Sırlı Duası ve Kıssası

Hz Eyyüb’ün (as) duası olan: Enbiyâ Sûresi/83

Duasını bizde söylemeliyiz.

Pek çok yaranın vücudunu kapladığı halde bile, o hastalığın büyük ödülünü düşünerek büyük bir sabırla o hastalığa dayanmış, sonra yaralarından doğan kurtlar, kalbine ve diline ulaşınca

ve bu yerler Allah’ı zikir ve bilme yerleri olduğu için ve bu yerlere zarar gelir diye düşüncesiyle, kendi istirahati için değil belki o yerlere zarar gelmesinden korktuğundan “Yâ Rab! Zarar bana dokundu dilimdeki zikrime ve kalbimdeki ibadetime zarar veriyor.” diye duâ etti

Allah Teâlâ da, O’nun bu saf, katkısız ve kötü niyet olmayan duasını kabul etmiş. Ve onun yaralarına şâfi olmuştur.

İşte bu Lem’a da beş nükte (dikkat edilince anlaşılan ince mânâ) vardır:

Birinci Nükte

Hz. Eyyüb’ün (as) dışında bulunan yara hastalığı, bizim içimizde, ruhumuzda ve hatta kalbimizde vardır. İçi dışarıya, dışı da içeriye çevirsek Hz. Eyyüb’den daha yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü yaptığımız her bir günahımız, kafamıza, beynimize giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar.

Hz. Eyyüb’ün yaraları onun dünya hayatını tehdit ederken, bizim manevi yaralarımız sonsuz olan ahiret hayatını tehdit etmektedir. Yani Hz. Eyyüb’ün o mübarek duasını belki 1000 defa okumaya muhtacız .

Özellikle Hz. Eyyüb’ün yaralarından doğan kurtlar, kalbine ve diline ilişmiştir. Öyle de bizleri günahlardan gelen yaralar ve yaralardan ortaya çıkan vesveseler, şüpheler imanın yeri olan kalbimize ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan dil, ruha ait zevke ilişip zikirden nefret ettirip

onu uzaklaştırır ve susturur.

Evet günah kalbe işleyip kararta kararta imanın nurunu çıkarıncaya kadar katılaşıyor. “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var.” İşte o günah tövbeyle imha edilmezse, kurt değil belki de küçük bir yılan olarak kalbi ısırır ve zarar verir.

Mesela utanılacak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkalarından çok utanır ve vücudundaki melekler ve ruh ona ağır gelir. Küçük bir belirtiyle de onları inkar etmek ister.

Hem mesela, cehennem azabını meydana getirecek büyük bir günahı işleyen adam, cehennemin tehdidini işittikçe tövbe ile ona karşı siper almazsa bütün ruhuyla cehennemin olmamasını arzu ettiğinden küçük bir belirtiyle ve küçük bir şüpheyle cehennemin inkârına cesaret verebiliyor.

Hem mesela, farz namazını kılmayan ve kulluk vazifesinde eksiklikler olan bir adamın küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden azarladığı için üzüntülü olan o adam, Allah’ın tekrarlı emirlerine karşı farzında yaptığı tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan isteyip ve manen diyor ki : “Ah, keşke o kulluk vazifem bulunmasa idi.” Ve bu arzudan manevi olarak Allah’ı kibiriyle inkâr eder. Bir şüpheyle Allah’a dair kesin bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir yok olma kapısı ona açılır. O talihsiz bilmiyor ki inkâr aracılığıyla gayet az bir sıkıntı kulluk vazifesinden gelmeye karşılık, inkârda milyonlar ile o sıkıntıdan daha korkunç manevi sıkıntılara kendini hedef eder.

Sineğin ısırmasından kaçarken yılanın ısırmasına yakalanır.

Ve böylece bu üç örneğe kıyas edilsin ki

Mutaffifîn Sûresi/14

Sırrı anlaşılsın.

İkinci Nükte

Kaderin sırrına dair musibet ve hastalıklarda insanların şikayet etmeye üç vecihle hakkı yoktur:

Birinci Vecih (Yön):

Allah’ın insana giydirdiği vücut elbisesini, sanata ilave ediyor.

İnsanı bir modeli yapıp, o vücut elbisesini o vücut üstünde keser, biçer, değiştirir farklı isimlerinin tecellisini gösterir.

Şâfî ismi hastalığı istediği gibi Rezzak ismi de açlığı gerektirir.

İkinci Vecih:

Hayat musibetlerle, hastalıklarla temizlenir, olgunluk bulur, güç bulur, ilerleme olur, sonuç verir, olgunluğa giderek hayatın görevini yapar. Devamlı dinlenme yatağındaki yatak, hayrın kendisi olan vücuttan ziyade, tamamen şer olan ademe yakındır ve ona gider.

Üçüncü Vecih:

Şu dar dünya, imtihan dünyasıdır ve hizmetler dardır. Lezzetlerin ve işin karşılığının alınacağı yer burası değildir. O dünyada hastalıklar ve musibetler sabretmek koşuluyla o hizmete ve kula çok uygun olur ve güçlendirir. Ve her bir saati bir gün gibi ibadet hükmüne geldiğinden şikayet yerine şükür etmek gerekir.

İbadet iki kısımdan oluşur birine müsbet (delili açık olan), bir diğerine menfi (delili açık olmayan) denir. Müsbet kısmı bilinendir. Menfi kısmı ise hastalık ve felaketlerle, felakete uğrayanın güçsüzlüğünü ve eksikliğini hissedip Allah’a sığınıp ve ona yönelip, onu düşünüp, ona yalvarıp gerçek bir kulluk eder. Bu kulda gösteriş olmaz, saftır. Eğer musibete sabrederse, o musibetin karşılığını düşünse, şükretse o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hele bir kısmı var ki her dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer.

Üçüncü Nükte:

Her insan geçmiş hayatını düşünse kalbine ve diline ya âh der, ya oh der. Yani ya kederlenir, ya da şükür eder.

Eski hayatında geçirdiği geçici acıların sona ermesinden oluşan bir manevi ve daimi lezzet ona “Elhamdulillah” dedirtir.

Dördüncü Nükte:

Allah Teala sabır nimetini insana verirse her musibete karşı kâfi gelir.

İnsanın dikkatsizliğiyle ve zoruyla bu hayatı sonsuz sanmasıyla sabır gücünü geçmişten geleceğe dağıtsa bile bulunan musibete karşı sabrı yeterli gelmez. Şikayet etmeye başlar. Hâşâ Allah’ı, insanlara şikayet eder. Hem çok haksızdır, hem de delirmişçesine şikayet eder, sabırsızlık gösterir.

Yani geçmiş gündeki sıkıntıların zahmeti, elemi gittiği için şikayet değil, şükür etmek gerekir. Aynı şekilde gelecekteki musibetleri, elemleri düşünüp sabırsızlık edip kendine zulmetmemelidir.

Beşinci Nükte:

Asıl musibet dine gelen musibettir. Dine gelmeyen musibet hakikat noktasında musibet değildir. Sadece Allah’ın bir uyarısıdır.

Nasıl ki bir çoban, başkasının tarlasına giren koyunlara bir taş atarak onları zararlı işten kurtarmak adına uyarır bizleri de Allah zararlı işten korumak için uyarmaktadır.

Nasıl bir meyve ağacını salladığında ondaki meyveler dökülüyor, hasta kişinin de titremesiyle günahları birer birer dökülür.

Maddi musibetleri gözde büyütünce büyür, küçük görünce de kaybolur gider.

Her zamanın bir hükmü var, gaflet olarak görünen zaman musibet şekli değişir ve bazı zamanda, bazı kişilerde bela, bela değil Allah’ın lütfu da olabilir.

Not: Bu makale Risale-i Nur dan dersleri konu almaktadır. İkinci Lema kısmını ders konusu işlemektedir.

YAZAR BİLGİSİ
Erhan
Ben Erhan. Dinimiz hakkında araştırma yapmayı severim ve kendi öğrendiğim faydalı bilgileri siz kardeşlerimle de paylaşmaktan memnun olurum. Bana destek olmak için konularıma yorum yapabilirsiniz. Sevgilerimle,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.