Ayasofya Neden Cami Oldu?

27.10.2020
87
Ayasofya Neden Cami Oldu?

Ayasofya, yüzyıllar boyu devam edip gündüzüme kadar ulaşan medeniyet zincirinin en güzel halkalarından biridir. İnşa edildiği güden bu yana farklı kültürleri ve dinleri ayrı ayrı çatısında toplayıp başında kopan onca fırtınaya rağmen dimdik ayakta durmaya devam ediyor. Hepimizin yıllardır müze olarak ziyaret ettiği bu yapı şimdi de cami olarak karşımızda. Peki, bu yolculuk nereden başladı ve son olarak Ayasofya neden cami oldu?

Aslında şu an Müslümanlar için ibadethane olan Ayasofya  1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından restore edilmeye başlandı. Fetih yılında hızlıca camiye dönüştürülmesi için tek bir minare tahtadan yapılmıştı. Daha sonra kan ve kılıç hakkını temsilen bir minare kırmızı olacak şekilde tuğladan örüldü. Ancak bu restorasyon bir anda tamamlanmadı. Yapının mimari olarak Mimar Sinan’ı tanısak da farklı padişah dönemlerinde farklı mimarlar elinden bu günkü haline getirildi. Fakat Ayasofya’nın hikayesi aslında bundan çok daha geriden, 15 asır evvel başlıyor ve bu hikayede Ayasofya neden cami oldu, neden bu kadar öneme sahip sorularına yanıt buluyoruz.

Ayasofya’nın Yüzyıllar Süren Serüveni

İstanbul denilince gözlerimizin önüne gelen resmin en gösterişli parçası olan Ayasofya, kilise olarak I. Konstantin tarafından ahşap bir yapı olarak inşa edilmeye başlandı. Ancak Konstantin kilisenin tamamlandığını göremeden öldü. Oğlu Konstantinus 360 yılında babasından devraldığı mirası istediğine uygun olarak tamamlattı, gümüş kaplı perdelerle süsledi ve Hristiyanlar için ibadete açtı. O dönemde ismi “Büyük Kilise” olarak bilinen katedralin kaderi, çıkan isyanlarla şekillenmeye başladı. Tamamlandıktan çok kısa bir süre sonra çıkan ilk isyanda yangına teslim oldu. Çatısı ahşap olduğu için büyük hasar gördü. II. Theodosius tarafından 415 yılında ikinci kez inşa edildiğinde artık ismi Ayasofya olarak biliniyordu. Ayasofya yani “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen adıyla ünlendi. Ancak 532 yılında çıkan yeni bir isyan dalgası onu yeniden yangın ve yağmacıların kucağına bıraktı. Üçüncü kez küllerinden doğan Ayasofya’nın sahibi bu kez I. Justinianus oldu. Justinianus bu kez farklı bir mimariye imza attı. Bir efsaneye göre mimarlarından biri olan İsodoros, yapının taslağını rüyasında gördü. Rüyasında gördüğü bu taslağı birebir çizime döküp imparatora gösterdi  ve Justinianus bu taslağı çok beğendi. İnşaat başladığında ise kilisenin her taşını nerdeyse dünyanın dört bir yanından toplattı. Sütunların bir kısmı Efes’ten bir kısmı Mısır’dan bir kısmı da Lübnan’dan ve Suriye’den getirildi. 537 yılında tamamlanan eser büyüleyici güzellikteydi. Bu yüzden de Dünyanın 8. Harikası olarak nam almıştır.

İnşa olarak son halini bulan kilise daha sonraki yıllarda deprem ve doğal afetlerle sınandı. Her birinden ufak tefek yaralar alsa da zamanında yapılan tamir ve restorasyonlarla ihtişamlı görünüşünden hiç bir şey kaybetmedi.

Ayasofya’nın İç Mimarisi

Ayasofya’nın heybetli yapısına layık müthiş bir iç mimarisi bulunuyor. İki katlı olarak yapılan bina 104 sütun ile ayakta duruyor. Görenler bilir ki yalnızca birinin ağırlığı 70 ton olan sütunlar dahi tam bir sanat eseri olsa da duvarları birbirinden kıymetli mozaiklerle süslenmiş. Bunlardan en meşhuru kucağında İsa oturan Meryem Ana mozaiği. Mozaikler yoğun olarak Hristiyan inancının ve imparatorların sembollerini barındırıyor. Ayrıca iç duvarları süsleyen kaplamalar da sütunlarda olduğu gibi farklı farklı ülkelerden getirilerek tamamlanmıştır. Osmanlı döneminde, kiliseden camiye çevrildiğinde mozaik eserlerin üzeri sıvanarak kapatılmış ve zarar verilmemiştir. İleri gelen zaman içerisinde de cami unsurları olarak mihrap, kürsü, minber eklenmiştir.

Ayasofya’nın Müzeye ve Camiye Dönüşüm Süreci

Ayasofya neden cami oldu ve neden müzeye çevrilmişti? Bu iki sorunun cevabı da ortak verilebilir. Ayasofya muhteşem güzellikteydi. Sadece mimari açıdan bir başyapıt olması değil, her taşının altında farklı bir medeniyet gizlemesi onu ayrıcalıklı kıldı.

1453 yılından önce bin yıl kilise olarak daha sonra da beş yüz yıl cami olarak kullanılan Ayasofya 24 Kasım 1934 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararı ile müze olarak, 1 Şubat 1935’te tüm dünyadan ziyaretçilere açıldı. Müzeye dönüşüm sürecinde bir kısmının cami olarak kalması fikri ortaya çıksa da son karar olarak tümüyle müze haline geldi. Ayasofya’nın müze olarak ziyarete açılmasının en önemli sebebi; mimarisinin farklı dünya kültürlerinden meydana gelmiş olmasıydı. Bu mücevheri dünyaya sergilemek isteyen Atatürk’ün önerisi ile müze kararı alındı ve 86 yıl boyunca ziyaretçi ağırladı.

Ayasofya neden yeniden cami oldu, sorusuna ise kısaca yanıt verebiliriz. Yıllar boyu süregelen tartışmaların odağında bulunan en önemli konu statüdür. Ayasofya’nın müze olarak serüvenine devam edip her milletten ve inançtan ziyaretçilere kapısını açmasını isteyenler olduğu gibi camiye çevrilip yeniden İslam mabedi olmasını isteyenler de bulunmaktaydı. Ayasofya özellikle İstanbul’un fethinin ve Müslümanların kazandığı zaferin temsilcisi olarak görülüyor. Bu da çoğunluğun Müslüman olduğu ülkemizde yıllar süren bir mücadeleye dönüştü.

Cami olarak açılması yönünde ilk girişim 2005 yılında açılan dava ile başladı. Ancak 10. Danıştay Dairesi davayı reddetti. 2016 yılında Ramazan ayında bir defa sabah ezanı okunduktan 2 sene sonra açılan yeni dava da önceki gibi reddedildi. Fakat 2 Temmuz 2020 son kez açılan “Bakanlar Kurulunun İptali” davası sonucunda 24 Temmuz 2020’de cuma namazı ile yeniden Müslümanlar için ibadete açıldı. Şu anki adı ile “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi” olan Ayasofya’nın cami olarak restorasyonu halen devam ediyor.

YAZAR BİLGİSİ
Gizem
Dinimiz hakkında aslında ne kadarda az şey bildiğimizin farkında mıyız? Gelin hep birlikte bilgi açığımızı kapatalım. Araştırma yaptığım konularda edindiğim bilgileri sizlere de aktaracağım.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.